Kayıtlar

Mart, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

havuz problemi.

her gün aynı her gün birbirinin aynısı günler günleri rutinler rutinleri kovalıyor. sanki bi havuzun başındayız ve  tek nefesle sonsuza ulaşmamız gerekiyor ve kendimize ayrıldığımız her saat her dakika yukarıya çıkıp nefes aldığımız bir saniye oluyor.  kendizine değer vermediğiniz bi hayat düşünün. havuz metaforuna uyarlarsak hiç yukarıya çıkıp nefes yenilemediğiniz bi yol. sonlara doğru boğuluyor gibi hissetmek. halbuki ne gerek var ki buna. yukarı çıkıp nefes almanız sizi kimseden geriye atmaz ya da yavaşlatmaz. aksine hız katar. bunu hayatınızın neresine uyarlarsanız uyarlayın her yere uyumlu olacaktır. havuz problemi gibi düşünün. her yerde karşınıza çıkan ama farklı bir versiyonu.  bazen kendimi çukurda gibi hissediyorum ve sonuza kadar orada kalıcam gibi. her yağmurun ardından bir gökkuşağı çıkar klişesini söylemek istemiyorum ama gerçekten de öyle. aynı gökkuşağından sonra tekrar yağmur yağdığı gibi. bazen ben de ne konuda yazdığımı unutuyorum. bu yazımın bi t...

kötü duyguları da giyinmek gerek.

[bu yazımızın şarkısı daydream in blue ,acoustic-i monster] toplum ikiye ayrılıyor gözümde  mutlu taklidi yapan maskeliler bir köşede mutsuzluğu seçmiş yürüyen ölülerde de akabinde hangisi gerek ruh için öyleyse ikisinin ortası olan denge elbette durup dinlenme hissinin verdiği korkunun nedeni ne kendin içinse yaptığın korkma sebebin ne oturmak bile insan için gerek ruh için gerek oturmak, dinlenmek, bir kahve içmek hayat yarışında demeyecek kimse sana bunu kendine senden daha iyi bakabilecek olan kimse yok kendini yorgun hissettiğinde sana dur diyecek başka kimsen yok her an her saniye dur bekle iyi miyim ben de durmak ve devam etmek arasındaki  ince çizgiyi belirle sen belirle yapacak çok şey var belki sınavlar ödevler işler yazılar belki ama hepsi senden daha değerli mi yaptığın yapacağın her şey mutlu etmiyorsa seni başkasının mutluluğuna değer mi yaklaşan sınav haftası deneme sınavları sorumluluklar ülke sıkıntıları dünya dertleri arasın...

kapımı çalan periler.

kapımı çalan periler  (yazıyı okurken hans zimmer`ın cornfield chase parçasını dinleme şansınız varsa sizin için oluşturduğum kompozisyonu bütünleştirmiş olursunuz.) uyku ve uyanıklık arasındaki araftayım. tatlı tatlı uykuya geçiyorum. sonra birileri kapımı çalıyor. alacaklı gibi çalıyorlar kapıyı. açmak istemiyorum, kalkmaya halim yok. ne güzel uyumak üzereydim. tam o sırada aklımda kelimeler beliriyor. 2 3 tane. sağlam kelimeler. sonra ben cümleler kurmaya başlıyorum  gözlerim hala kapalı. büyünün bozulmasına izin vermiyorum. ama cümleler gittikçe uzuyor. aklımda tutamaz hale geliyorum. sonra kalkıyorum hışımla. gözlerimi açıyorum. büyü bozulmuyor çünkü artık kelimelerin arasındayım. hepimiz satırlara oturup nereye hangi kelimeyi koysak onu konuşuyoruz. ben yönlendiriyorum. beni dinliyorlar. bazen de heyecandan yerlerini karıştırıyorlar. onları olması gereken yerlere koyuyorum. en son boy sıralaması yapılmış çocuklar gibi kelimelerimi izliyorum. çocuklarım gibi olan cümleler...

hayatı başlatanlara.

kadınlara, hayatı başlatanlara. ben anneanneme hasret büyüdüm kendisi vefat ettiğinde ben sadece 4 yaşındaydım benim için en özel olan kadınlardan biriydi ve hala öyle. o yüzden bu yazıda onun vefatı için yazdığım bir şiire de yer vermek istiyorum.  masumiyetin benizlere yansıdığı zamanlar herkesin çehresi pirüpak masumiyet gibi duygular var o zaman ve sen varsın sen bugün gözlerini kapattın dünyaya  ben dört yaşındayım gözlerimi sadece saklambaç oynarken kapıyorum  gözlerini dünyaya kapatmak ne demek bilmiyorum  herkes ağlıyor çevremdeki herkes en çok annem neden bilmiyorum  beni başka yerlere götürüyorlar  ağlayanlardan uzağa oyun oynamaya devam ediyorum oralarda anneannem de benimle saklambaç oynayacak mı diyorum  hayır diyorlar ama neden hayır? onun da gözleri kapalı işte ve annem. o olmasaydı kadınlığın ve inceliğin ne anlama geldiğini asla bilemezdim. o iyi ki var. onu dünyaya getiren anneannem iyi ki var. beni büyüten ve annem ...

güzellik düz ya da dalgalı değil.

sebepsiz yere kötü hissettiğimde en çok yaptığım şeyi yaptım yine, uzun rutinler, kremler, serumlar, yağlar, bir sürü cilt bakım araç gereci ve müzik. saçıma bakımlar yaptım, bi o yana bi bu yana attım, aynaya baktım, kendime baktım ve içime baktım, bakmaya çalıştım ve bunları yaparken ne zaman değersiz  hissettiğimi  düşündüm çünkü ben tüm bunları yaparken bunu hissetmiyordum temelde yatan tek isteğim değerli hissetme arzusuydu, herkeste olduğu gibi. saçlarım küçüklüğümden beri düzdü ta ki ergenlikle beraber saçlarımdaki elektriklenmeler ve dalgalamalar başlayana kadar benden önce herkesin dediği şey sen bu saçla nasıl başa çıkıyorsun. Başa çıkmama izin verdiniz mi ki. 17 yaşıma kadar oturduğum sayısız kuaför koltuğu. hepsi aynı dertten muzdarip. sanki ben oraya gelen bir müşteri değilim de alelade sokaktan çevirdikleri biriyim. şu anda baktığımda artık 18 yaşına girecek bir genç kızım ama o zamanlara dönüp arkama baktığımda kendini yüzünü saçını ve en önemlisi kişiliğini anl...