Kayıtlar

Eylül, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yazgı

  geliyoruz bu dünyaya  bir avazda yaşıyoruz bu dünyayı  bir çırpıda  göçüyoruz bu dünyadan  bir solukta çok hızlıymış gibi ama demlenerek göz açıp kapayıncaya kadar ama yılların geçmesini bekleyerek  yürümeyi öğrenirken koşmaya başlayarak fotoğraflara bakarken kırışarak acıyan yerlerden öğrenerek ve iz bıraktığımız yerlerden tekrar doğarak öğreniyoruz hayatı acı tecrübenin mayhoş tadı ile umutlu neşenin saf mutluluğu ile karanlık melankolinin sürükleyici ilhamı ile kuşkulu merakın öğreticiliğini ile öğreniyoruz hayatı heybemize katıp gideceğiz zannediyoruz hiçbir şeyin bize ait olmadığını fark ediyoruz vazgeçtiğimiz anda kabüle başlıyoruz  çünkü ancak o zaman göçebiliyoruz bütün bildiklerimizi unutuyoruz  en sonunda bittiğimiz yerden tekrar başlıyoruz 30/09/24 hayat, doğum ve ölüm arasındaki kısa mesafe koşusu

kırıntı

  sonun başlangıcı her parçası kırıldıkça toplaması zorlaşan  vedalaşması imkansızlaşan pareler tası tarağı topladım derken  yine dağılıyor her yere küçük küçük dünyalık mıydı bu dert yoksa her evren pejmürde miydi insan her yerde yozlaşan mıydı her simülasyona dahil miydi yoksa buraya  dünyaya mı mahsustu öğretmek için gönderilen öfkenin altındaki gizli duygu en tehlikelisiydi beklentiyi doğuran gizli bir anne gibi en sevmediğini en sevdiği yapan  sonsuz vedalar salonuna misafir ettikleri sevgiydi

tıkırtı

  yeniliğin iç gıdıklayıcı heyecanı ile  alışmaya korkmanın ikilemi  içimde devasa bi tahterevalli bir aşağı bir yukarı sallanıyor ağır basan kendi tarafına çektiğini zannediyor kazanan yok halbuki zamana göre değişiyor hisler  tıpkı havalar gibi hafif puslu havanın yağmura kaptırdığını zanneden güneş gibi dağılacak bulutlardan  çıkacak gökkuşağından haberi olmayan bi ahmaklık hali keskinkes her şey bitti derken tıkırtıları duyan ürkekçe kapıya gidip titrek sesiyle kimin geldiğini öğrenmeye çalışan biri kapıyı aç ki göresin gözünün önüne serilenleri belki eskisi belki eskisinden de daha yeni birisi

ayna

  dünyaya mayalanırken  kat kat örtünürüz acı bedeldir değişim ise ödül  direnirsek batarız hiçbir şey yapmadığımızda yerimizde sayıklarız kendine yaklaşmak insanlardan uzaklaşmak denkemi gibi nereye enerjini verirsen  orda kalmak istemek kadar  basit aslında hepsi kendine hiç olmadığını kadar yakın olduğunda fark edersin değişimi birine değil de defterlere yazmaya başladığında düşüncelerini  boşluğa bakarak monologlar döndürürsün  yağmurlu hava gibi sisli  kimsede bulamadığında hislerinin sebebini  hissederin iç sesinle olmuşmuş o derin bağın ilmeklerini 25/09/24 insanın iç sesi ile olan bağının akılalmaz güzelliği

100 kuruş

  zamanında yüz kuruşa satılmışsın kim bilir kimlerin eline değmişsin değişmişsin  sararmışsın değerin bilinmiş mi ellerde yoksa yaban ellere mi talim olmuşsun zamanında yüz kuruşa satılmışsın sonra bi kenara atmışlar seni  istenmemişsin  değerini bilmemişler eskicilere düşmüşsün bugün gördüm seni ellerim titredi bulunca basıldığın yılı görünce heyecanım katlandı zamanında yüz kuruşa satılmışsın adama sordum değerini  yüzünü buruşturarak seksen dedi yaşanmışlığa saygısı olmadığı belliydi  seni görmedi sanki benim gördüğüm seni görmediği kesin kim bilir ne gözler okudu satırlarını  kimler kendinden parçalar buldu  hemen kurtardım seni  yüz lirayı uzattım ivedilikle  para üstünü cüzdana alelacele sıkıştırdım  şimdi emin ellerdesin 22/09/24 Feriköy’den aldığım şiir kitabına

diyalektik

  saçma ve sapanın birlikteliği gibiydi  uyumsuzluğun uyumu trafik ve arabalar gibi kalabalık veyahut ıssızlık gibi birbirine tamamıyla zıt  ama bir o kadar iç içelerdi beraber olmaya razı olmamış  ama yan yana olmaya mecbur bırakılmışlar burada bu dünyaya mahçupça sanki  aydınlığın akabinde karanlığa dönüşmesi  oldukça uzak gözükse de  katmanlarında barındırmaları birbirini gerçeği ele verircesine ortaya döküverir  bütün zıtlıkların aslında aynılaşan birliğini 18/09/24 zıtlıkların hep dip dibe olmasına

bavullar

  insan on dokuz yılı toplamaya çalışırken değil küçüklük günlüklerini bulup heyecanla okurken anlıyor büyüdüğünü. tası tarağı toplayınca  değil  arabanın sarsıntısından  elindeki çerçeve zarar görmesin diye muhafaza etmeye çalışırken  anlıyor büyüdüğünü. başka bir şehire geldiğinde değil evi yuva yapanın  hisler olduğunu  fark ettiğinde anlıyor büyüdüğünü. bavul hazırlamanın dayanılmaz heyecanı içindeyken  değil  bavula bütün hayatını sığdırmaya çalışırcasına  hareket ederken anlıyor büyüdüğünü. yola anlatmak için  değil yaşamak için çıkınca anlıyor büyüdüğünü. 17/09/ 24 İstanbul’a

düğüm

  geceler zor gündüzün iki katı daha uzun sanki sessizlikle birleşen yalnızlığın sensizliği hatırlatması gibi  ardı arkası gelmeyen sebepler silsilesi  dayanmak zor ebedi bi yalnızlığa evrilişin kabulü bir daha somut yok soyuta soydu herkes kendini beden yok ruh var geceden beri kurtaran yok kurtarıcı sensin aynaya bak ey ızdırabı çeken kişi 10/9/24 Felix’e

dünya arafı

bütün kediler sen oldun sanki hepsini seni sever gibi seviyorum şimdi benimle ortak hissedenleri arıyorum ölüm hakkında şiirler okuyorum sanki benzer hisler bulursam hafifleyeceğim gibi sanki acım ikiye bölünecek de kardeş payı olacak gibi içimdeki yanan alevler durulmasa bile bi parça su serpilecek gibi sahi insanları bağlayan da bu değil mi tek paydamız duygular değilmiş gibi her dünya günü itinayla reddederiz içimizi bu da bizim çukurumuz  bitmek bilmeyen kuyumuz belki kabullenilmeyi bekleyen boynu bükük duygularımız  ancak onları benimsediğimizde gerçekten bizden çıkıp özgür kalacak sanki 9/9/24  Felix’e