Kayıtlar

kağıtlar

  periler gözümü kapatıp uyumak üzere olduğum saniye üstümdeki ince pikeyi yetersiz bulup  beni üşütürcesine kanat çırpıyorlar  isimleri ilham rüzgar çıkıyor kocamanlarca battaniye almaya kalkarken kalemi de elime alıveriyorum kafamda yazdığım cümleleri mürekkebin şahitliğinde kağıtla evlendiriyorum sonsuza kadar orda kalacak olan kelimeleri ellerime mühürlüyorum varoluşları benimle olan kelimelerin ömürleri benden uzun olacak biliyorum ben topraklara karışsam da kalacaklar o kağıtta ben ebediyete uğurlanırken onlar ebediyen var olacaklar  hem de benim tarafımdan var edilmişken son derece çalakalem belki biraz üstten bakılarak varlıkları bana bağlıyken  ben gidince onlar beni var edecek her bir duygumu onlar anlatacak  bilmeyenlere  belki de onlar hakkımı savunacak  ben onlara büyüklük taslayarak var etmişken beni koruyup kollayacaklar kelime kılığına girmiş hislerim  bardaktan boşanırcasına taşmış bedenimden  bu kalabalık dünyada aslınd...

öğlen rüyası

  perde kıpırtısı gece olunca ne çok şaşıyorum  rüzgara mum ışığının hareketiyle ışıkları kapattım vapur kaçta kalkıyor yetişmem gerekmese bile koşuyorum yorulmak güzel marmara akdenizi aratıyor ezberlediğim şarkıları baştan söylüyorum  sabah altı gece dokuz  kimsenin olmadığı metro vagonu sessizliğin sesi kıyının köşesinde kırıntı kalmış gözden kaçmış bilmediğim sokaklara giriyorum en güzelleri onlar yaşadıklarımı damıtıyorum gömleğin son düğmesini  bi türlü ilikleyemiyorum

müsvedde

acelem yokmuş gibi görünen bir telaş bu bütün eşiklerin ötesi başlangıcın bile kabulün getirdiği sessizlikten sonra dinen bir fırtına gibi insan bazen anladığını sandığı her şeyi bir bakışla yeniden anlayan yoluna koymaya çalışıyor her şeyi sanki yol hala oradaymış gibi sona geldiğini biliyor herkes acılar büyüyor içlerinde  çoğalıyor taşkınlaşıyor bir tek duvarla yetinmiyor bütün perdeleri yırtıyor o an bütün zamanlar aynı anda oluyor hayal kırıklığıyla bir bardak düşüyor  kırılıyor  sesi geç geliyor ateş değil bu daha sessiz düştüğü yeri içten içe tüketen insan acımasızlaşıyor kendine karşı önce günün sonunda huzurla  suskunlukla baş başa kalıyor gökyüzüne bakıp düşünüyor kaç şey yarım kaldı diye piyano son nakarata giriyor fark ediyor en güzel kısmı çoktan geçip gittiğini ne imkansız insanın insanı anlaması ne imkansız insanın kendini anlaması ilişmeden uzaktan bakmak mümkün değil zorla dahil olmak kaçınılmaz hepsi insanın karalaması hepsi insanın manzarası

zihnin son kıyısı

  Sıkışık zamanlarda zıtlıklar takipe diyor ruhumuzu  o darlığın verdiği ilham patlaması ile  sonsuza kadar yazma isteği uyumak üzereyken zihnimde canlanan cümleler kağıda geçirmenin ağrılığı eğer uyursan ebediyen seni terk edecek olan o kelimeler sanki seni hiç bulmamışlar gibi  hiç var olmamış gibi  usulca terk edecekler  duyguların hiyerarşisi düşündürüyor insanı kim kimden daha değerli  hakemleri kim  bunun kararını verecek her şeyi çok hissetmenin verdiği güç ve acizlik ikilemi

Ripening Light /The Inside Path

  as we ferment into the world we wrap ourselves layer by layer pain is the price change is the reward if we resist, we sink when we do nothing, we only fever in place getting closer to yourself feels like moving away from others where you give your energy is where you wish to stay  it’s that simple you notice the change only when you’re closer to yourself than you’ve ever been before when you write your thoughts not to someone but into your notes when you spin monologues into the air, misty as a rainy day when you can’t find the cause of your feelings in anyone else you start to sense the threads  that unbelievable bond between you and your inner voice

Folded in Stillness

  Emotions wandering through the city, Objects carrying the night, Backstage silences As if they all began at once, As if they all would stop together. Time has bent over them, Gently pulling its covers Across their quiet forms.

dikişsiz elbise

Dikişsiz Elbise  Aynılığın neliği ruha bağlıdır  ruh öyle özel dikim bir elbisedir ki  İnsanla da akılla da hiçbir alakası yoktur ait olmayanın üstünde dikişleri sökülür kopar gider  bu alenilik dışarıdan çok kapalı gözükür  anlaşılmaz bir denklemin içinde bir zafer anlayışı gibi sürer gider  Sanki baştan beri aitliğin biricikliği ortada değildir eklenti bir parça takip eder  ama mum erir  ateş söner  Yokuş aşağı sürüklenen her şey bir gün biter tepetaklak olur Fren patlar Araba çarpar  Söz sükut olur Eylemler güneşi  güneş bulutu takip eder Kaos durulduğunda sakinlik realiteyi tetikler Aslında hiçbir şey değişmez Sadece insan görmeye başlar Bakarken anlamadıklarını Gün ile Realiteyi kavrar Baştan beri apaçık olanı Çünkü ruhun parmak izi İnsanın biricikliği Maddeden çok ayrı bir noktadadır İdeadadır Ruhtadır Bunu bilenler söylemez Söyleyenler de duyuramaz