nerede o eski bayramlar.

                                şarkımız:

                               (rue des trois frères-fabrizio paterlini)




bir hastanelerde

bir cenazelerde 

bir de bayramlarda 

ölümün keskin gerçekliği ile

baş başa kalırdım 

küçükten beri


her bayram bak bugün anneannene gidiyoruz

derlerdi bana

en güzel elbiselerimi giyer

saçlarımı anneme ördürür

hızlıca bir resim karalardım

anneannemin mezarınının başına koymak için

akabinde koşa koşa mezarına giderdim

elbisem uçuşurdu arkamdan


hep sorardım anneme

anne o bizi görüyor mu diye

dua etmekten ve özlemden

buğulanmış gözleri 

ve göz yaşları 

gözlerinin rengini ortaya çıkarırdı

küllü kahve bal rengi gözlerini


evet derdi yanaklarını silerek

hep üzülürdüm

annem ağlıyor diye

ama artık onu anlıyorum

anlamaya daha yakınım en azından

onsuz bi yaşam düşünmek

benim de gözlerimi en az onun ki kadar

buğulandırmaya yetiyor çünkü artık


üzülüyorum 

eskisi gibi değil artık bayramlar

kolonyalar

lokumlar

el öpmeler

harçlıklar

artık yok


bir hayal ürünü kadar uzak hepsi bize

bayram tatili demek 

tatil demek şimdilerde 

herkesin dilinde


telefonda bayramlaşılan 

yüz yüze görüşülmeyen

oturup karşılıklı 

konuşulamayan

tatlı alınıp

kolonya ikram edilmeyen

saçma sapan bi hal


insaları suçlamak da ne kadar doğru

bilmiyorum

bizi kim bu hale getirdi

belli bi hedef de yok

kimseye kızamıyorum bu yüzden


sadece değerlerin değersizleşmesini izlemek

beni fazlasıyla yaralıyor 


o pamuk saçlı

altın kalpli

insanlara üzülüyorum en çok


telefon başında bekleyeni

mi dersiniz

kapıyı gözleyeni mi

pencere başında insanları bekleyeni mi


ama sonuç ne

koca bi hayal kırıklığı


çünkü o beklediği insanların hepsi 

çeşitli tatil yerleşkelerine gidiyor

o kapılar gözlenirken


mazeretleri de şu


-anne hiç boşluğumuz yok bi nefes almaya gittik

-babacım hava değişimi olsun dedik

-anneannecim şehir çok kalabalık bunaldık vallahi

-babaannecim biliyorum söz verdik ama bizim çocuklar çok ısrar etti tatil konusunda bir sonraki bayrama artık sağlıcakla kalın ellerinizden öperim


bir de hiç aramaya tenezzül etmeyen kitle var

ben onları tanımıyorum ki

neden arayacağım


ben onları aramak zorunda mıyım

diye isyan edenler de 

grubun içinde


hangi birini söylesem

nafile


ben bunları söylesem düzelecekmişçesine

ben sadece gözlemlediğim kırgınlıklarımı dile getiriyorum

çünkü ben de yaşlanacağım 

ben de torunlarımı bekleyeceğim bayramda 


ve belki onların en sevdiği tatlıları yapıp

onları beklerken


gelemediklerini öğrendiğim bir sesli mesaj alıcam


bakın arama bile değil sesli mesaj 

içeriği de şöyle olcacak mesajın


özür dileme

bayram klasiği bir iki kelam

esenlikler 

işte o kadar


sanki o bireyleri 

bizi o insanlar yetiştirmemişçesine


kaç kere karnımızı doyurmamışlarcasına

kuru bir sesli mesaj 


yaşanmışlıklar yokmuşçasına

geçmişi yok sayarcasına


yaşlılık

ve ölüm 

kaçamadığımız gerçeklikler

ben her mezarlık girişi bunu düşünüyorum

anneannemin mezarına yürürken

okuduğum mezar taşlarını

hangi yıl ölmüş

ne zaman doğmuş 

şu küçük dünyada ne kadar vakit geçirmiş 

burdan ne zaman ayrılacağını bilmeden

diyorum içimden


anneannemin mezarına bakıyorum

gençliğini 

geçmişini düşünüyorum

benimle geçirdiği vakitleri

şu an birlikte olsak

neleri konuşurduk

bunları düşünüyorum 


siz de birilerini kaybettiğinizde bunları

düşüneceksiniz

o yüzden o kişiler şu an burdayken

konuşun onlarla

atacağınız bi sesli mesaj olsa bile

gönüllerini alın

gönül almak

dünyaları verir size

alma verme dünyası çünkü hayat

ne ekersen onu biçersin


nerede o eski bayramlar yerine

nice böyle bayramlara demek dileği ile

sevdiklerinizle iyi bayramlar 


umarım sevdiniz


elif beril üçgün 

1.5.22


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dikişsiz elbise

müsvedde

kağıtlar