tecrübeler ve kırışıklıklar




zamanın akışını anlatırken bu parçadan daha iyisi aklıma gelmezdi.

                           (yesterday-the beatles)





ben düşündüm de 

insanlık dediğimiz topluluk çok doyumsuz. 

neye sahipse onun zıttını istiyor. 

istediği şeyi elde mi etti. hemen yeni bir hedefe kilitleniyor. 

insanlara da 

eşyalara da 

duygulara da 

aslında baktığımda temelde yatan duygu

tüketmek.

nasıl bu kadar kolay tüketiyorlar. hatta doğru şekilde sormam gerekirse nasıl bu kadar kolay tüketiyoruz. 


ben şahsen kendi içimde çok muhakeme yaptım yapıyorum ama bulamıyorum. 

içimde sakladığım anlar kutusunda gerçekten sadece o anı yaşayarak geçirdiğim anlar bir elin parmaklarını geçmez.

peki neden böyle.


anda kalmayı mı bilmiyoruz. 

hayır gayet de bir diziye odaklanıp o anda kalabiliyoruz. 

peki konu gün ışığına

çiçeklere

ve kedilere gelince durum neden değişiyor. 


insanlar beşeriliğe çok alıştı çünkü.

hayatı yaşanılır kılan o duyguları tüketmenin başında da bu beşerlilik var.

gazeteler 

kitaplar 

zarflar 

faturalar 

düğün davetiyelerine varıncaya kadar her şey beşeri. 

peki ya duygular onları da dökün sanal ortama

yazın kodunu

işlesin her şeyde işlediği gibi. 

eğer duygularda beşeri olabilseydi o zaman gözüm çok arkada kalırdı 

ama hiç kalmayacak neden biliyor musunuz.


bir ikinci el kitabın yaşanmışlığını hangi robota sorarsanız sorun hangi koda aktarmaya çalışırsanız çalışın sonuç alamazsınız. 


konudan çok sapmış gibi gözüksem de 

hepsi birbirine o kadar bağlı ki aslında.


ben bugün bugüne asla dönemeyeceğimi ve tarihte bugünü sadece bir kere yaşayacağımı düşündüm ve bunun üzerine geçen sene bugünü düşündüm. geçen sene bu zamanları düşündüm ve kendi kendime o günleri mumla arar hale geldiğimi fark ettim


geçen sene bitmesi için dua ettiğim günleri haftaları mumla arar hale geldim ve bu duygu beni bu yazıyı yazmaya itti.

evet belki her dakika her saat yaşadığımız için mutlu ve müteşekkir olamayız 

evet belki her anı anın içinde girip yaşayamayız 

ama kendimize bunu sık sık hatırlatabiliriz tıpkı geriye dönüp baktığımızda o anıları hatırlayıp tatlı gülümsemeler ile onları yad edebileceğimiz gibi.


insanlar

onlara karşı hiçbir zaman çok kötü olmayın çünkü en yakınınız bile geçici


geçici olmasını geçin tek gerçeklik ölüm var bir kere.

kimseye gece yatağa yattığınızda size yük olacak sözler söylemeyin. 


yaş günleri 

onları kutlamadan geçmeyin 

dediğim o hayatı yaşanılır kılan şeylerden biridir bu benim için. 

dünyaya gelmeniz ne kadar mucizevi ise 

orada geçirdiğiniz her saniye ve aldığınız her nefes de öyle 

mucize değerinde 

hep kutlayın bunu 

gerekirse yılda birden de fazla


ve siz şu an neden 80 yaşında bi babaanne gibi öğüt verdiğimi sorguluyorsanız

ben de kendimi sorguluyorum


aslında bunun sebebi babamla zamanın ne kadar hızlı ve acımasız oluşunu konuşmamızdı.

insanın onlu yirmili yaşlarında üstünde olan toyluğu 

otuzlara doğru olan jeton düşmesi ve 

kırktan sonra her şeyin rayına oturuşundan bahsetti bana.

ve sonra ben de düşündüm ki 

50 ne ki 

50 hayatın 2.bölümü

ikinci baharı adeta.

güzellikle tecrübe aynı anda olmuyor. 

tecrübeler kırışıklıklara sebep oluyor maalesef. 

ne kadar maalesef o konuda da pek emin değilim.

sanırım tecrübeye daha hayranım ben. 

annemin de hep dediği gibi birine tecrübe ve güzellik verseler herkes güzellik seçer. ben gözüm kapalı tecrübeyi.


asıl temamız aslında yok gibi ama var tabiki 

anda kalmak ve anı yaşamak.

ben bunu kendime öğretmeye etmeye çalışıyorum. 

yaptığım her şeyde beril dur şu an ne yapıyoruz diyerek

kendimi durdurup bazı şeylerin farkına vardırarak

o zaman biraz daha yaşıyor hissediyorum bu küçük dünyada.

 

bu yazı biraz kafamın içi gibi oldu zaten her yazım öyle ama bu biraz daha kendine 

has oldu. umarım sevdiniz. 



anda kalmayı unutmayın 

en azından kendinize bunu hatırlatmayı 

ve o an gelip geçtiğinde 

onu mumla aramak yerine 

bir tebessüm ile hatırlamayı.




elif beril üçgün

6.4.22

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dikişsiz elbise

müsvedde

kağıtlar