sanki ölüyorum ama son günüm.



                                                                   şarkımız: 

                                                      (lights are on-tom rosenthal)




tek realite

gözümüzü kapattığımızda

karanlık

sessiz

uçsuz bucaksız

siyahlık


hiç kimse

hiçbir yer

hiçbir şey

sadece biz

içimiz

ve düşüncelerimiz


başa çıkamaycak gibi olunca

dışarısı aydınlıkken bile

kendi karanlığımı yaratıyorum 

çünkü bir tek beni bana getiren

o karanlık 

o iç muhakeme oluyor


kafama yastık da koysam

bütün panjurları da kapatsam

üst üste yorganlar da örtünsem

netice hep aynı

yalnız olmak

kendi kendime kalmak

kendime kendimi anlatmak

beni bana getiriyor

anca kendi kendimi

kollarımdan sarsarak 

beril kendine gel diyince

iyi olabiliyorum 


gerisi nafile

başkalarına ihtiyaç duymak anlamsız 


yalnızlığa alışmak kötü müdür

yoksa kendimizi bazı şeylere hazırlamak mı


ellerim kırışınca

saçlarım ağarınca

yatağımdan ayağa kalkmaya 

bile zorlanırken

yemeğimi yaparken

kendime koca bir demlik çay demlerken

koca demliği kendim bitirmek 

zorunda oluşumu düşünmek 

iyi bir şey mi


ya da yürürken

geleceği düşlemek

başa çıkamayacak gibi olunca

müziği değiştirmek

düşüncelere o kadar dalmak ki

araba kornası ile kendine gelmek 


bazen dalgınlık da iyidir

düşünceleri besler

onların devamlılığını sağlar


sanki hastayım ve tedavisi yok

sanki kötü hissediyorum ama teşhisi yok

sanki ağlıyorum ama gözyaşım yok

sanki ellerim kanıyor ama kan yok

sanki üşüyorum ama yazdayız

sanki koşuyorum ama felçliyim

sanki terliyorum ama kutuplardayım

sanki müzik dinliyorum ama sağırım

sanki ölüyorum ve son günüm


bulanıklık 


boşluktayım

boşlukta mıyım

hangi suyun balıklarıyız peki 

ulaşmamız gereken yere ulaştık mı

yoksa hala göçe devam mı


düşünceler bedenimi kasıp kavurduğunda 

zihnim çamurlu su gibi bulanık olduğunda 

yapmayı en sevdiğim şey kelimlerin gösterdiği yolda 

gözüm kapalı yürümek 


rastgele bi kitapçı

rastgele bi reyon 

ve rastgele bi kitap 

sayfalardayız 

karıştır karıştır karıştır 

dur

işte o sayfa 

tamam şimdi okuyoruz 

gözümün gördüğü ilk kelimeler 

ve cümleler 

gözlerimi takip ediyo 

zihnimde yankılanıyo


bazen beğenmiyoum

bi daha beğenmiyorum 

bi daha

bazen de çok etkileniyorum 

ve o kitabı arkama bakmadan alıyorum 

akabinde
önüme gelen ilk yerde okumaya başlıyorum


hayat düz bi şekilde kitapçıya gidip

kitap seçip almak için fazlasıyla kısa 

çünkü sanat uzun 

hayat kısa 

biraz izin verin 

kitaplar sizi seçsin 

siz bişey yapmayın 

ve onlar gelsin 

kaçan kovalanır ya 

siz kaçın kitaplar kovalasın 


ben bulanık çamurlu suyumdan böyle çıkıp nefesleniyorum 

size de bi tavsiye

o çamurlu su sizi içine çekmeden 

nefeslenin

evet o karanlık size yol gösterip 

kafanızı toplamanıza yardımcı oluyor olabilir

ama kim sever ki ebedi karanlığı

biraz tazelenmeli





not: biraz arayı açtım ama yazmıyor değilim hep yazıyorum bazen uykumdan uyanıp yazıyorum bazen sokakta yürürken. sadece gerçekten yazılar duyulmak istediği zamanı seçiyor. mesela şu an bu yazıda üç ayrı denemenin birleşimi mevcut. sadece duyulmak istemiyorlar ben de onlara uyuyorum. umarım 

sevdiniz. 



elif beril üçgün

20.4.22

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

dikişsiz elbise

müsvedde

kağıtlar